İletişim çağında yaşıyoruz.(!) Çocuklar bile yolda, sokakta karşılaştıkları, arkadaş olmak istedikleri insanlardan msn lerini istemekle başlıyorlar iletişime.
Evde iki lafımızı dinlemekten sıkılan, konuşmamasından yakındığımız kardeşlerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız, internette msn, Facebook, forum sayfaları gibi her tür sanal ortamda bal gibi iletişim kuruyorlar. En asosyal tip dediğimiz insanlar bile internet dediğinizde iletişim profesörü kesiliyorlar adeta.
Peki, insanların sanal ortamda harika iletişim kurarken gerçek olan sosyal hayatta insanlardan bir merhabayı bile esirgemelerinin nedeni ne?
Neden hayattaki bütün rollerini unutup da yalnızca “internet insanı” olarak yaşayabilme arzusundalar?
Fazla düşünmeye hacet yok. Elbette gerçeklerden kaçmak, hayal âlemlerine sığınmak istedikleri için. Gerçekte iletişim kurmayı beceremeyen, iletişim kurmaktan korkan, kendilerine güvenleri olmayan, kendilerini sevmeyen tipler.
Peki, sanal âlem iletişimi, insanı gerçekten sosyal yapan, beceriler kazandıran, dinlemeyi öğreten, normal insan olmasını sağlayan bir iletişim midir?
Tabi ki hayır. Sanal dünyanın verdiği mutluluklar da, dostlar da, paylaşımlarda maalesef sanal olmak zorundadırlar.
Gerçek olan ise, iletişim kurmaktan kaçınan insanlar kendilerini ifade etmek, hep isteyip de olamadıkları kişi olabilmek ve ne yazık ki gerçeklerin dayanılmaz sorumluluğundan kaçıp, sanal dünyaya kilitlen sanal hayatları akabinde hayal kırıklıkları yaşayan insanlar.
Sağlıklı bir iletişim için gerekli olan becerileri geliştirmek bu kadar kolayken sanal dünyada saklanmamıza gerek yok aslında. İletişimin önündeki korkuları yenerek başlamalıyız belki de.( Korkular, önyargılar, duyarsızlık, isim takma merakı, kendine güvensizlik, alınganlık, sürekli kendini öne çıkarma vs.).
İtiraf edelim ki bir dostla yapılan samimi muhabbetin, dertleşmenin, eğlenmenin yerini hiçbir sanal muhabbet ortamının dolduramadığını hepimiz deneyimlerimizden biliyoruzdur.
Canımız sıkıldığında, derdimiz olduğunda, konuşup rahatlayacak bir dost ararız. Hep dinlesinler, anlatıyım rahatlayayım isteriz. Oysa dinlenmek kadar dinlemeyi bilmekte güzeldir. Paylaşımlarımız oldukça çoğalırız.
Eğer sizde dinlerken sıkılan insanlardansanız korkmayın, aşılamayacak bir sorununuz yok.
İşte size dinlemek, dinlenmek, kısacası iletişim kurmamıza engel olan en büyük problem kaynağı olan fiziksel engelimiz hakkında kısacık bir bilgi.
Umarım iletişim problemlerimizi en aza indirir, gerçek manada iletişim kurmaktan korkmayan insanlar haline gelmemize yardımcı olur.
Ortalama konuşan bir insan bir dakika içinde en fazla 150-200 kelime söyleyebilir. Oysa beynimiz bir dakika içinde yaklaşık 450 kelimeyi anlayacak kadar hızlı çalışır. Bir başka ifadeyle, beynimiz konuşanın söylediklerinin yaklaşık üç katı kadar sözü işleyebilecek kapasitededir. Bu durumda karşımızda ki konuşurken, beynimiz söylenen sözcükleri çoktan yutmuştur ve boş kalmamak içinde –bir sonraki randevuyu hayal etmek, çevreyi araştırmak, yarınki geziyi planlamak gibi- başka şeyler düşünmeye koyulur. Hele karşınızdaki kişi sıkıcı ya da ilginç olmayan bir konuda ya da tonda konuşuyorsa, beynimiz başka düşüncelere kaymaya daha eğilimlidir.
Dinlemek istememenin, ya da çabuk sıkılmanın başka sebepleri de vardır tabi ki:
Karşımızdakini kendimizle karşılaştırmak
Karşımızdakinin düşüncelerini okumaya çalışmak
Kendi söyleyeceklerimizi hazırlamak
Söylenenleri filtreden geçirmek
Söylenenlerin bitmesini beklemeden hüküm vermek ve ya yaftalamak
Karşımızdaki konuşurken hayal kurmak
Karşımızdakinin anlattıklarında yaşadıklarımıza benzer bir şey olduğunda kendi başımızdan geçeni düşünmeye koyulmak
Kendi yaptığımız bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek ve eleştirilere kulak kapamak istemek
İşimize gelmediğinde konuyu değiştirmek
Sürekli “evet, haklısın, bende öyle düşünüyorum, diyerek hoşa gitmeye çalışmak
İletişim karşılıklı bir ilişki olduğuna göre, gerçekten dinlemek için mutlaka ağzımızı kapatmak, susup oturmak gerekmiyor.
Can kulağıyla dinlemek için bizde bu sürece katılmalı, bizde aktif olmalıyız.
Bunu da söylenenleri anlayıp anlamadığımızı karşımızdakine göstermek üzere kısa sorular sorarak ya da onun söylediklerini kendi kelimelerimizle tekrarlayarak yapabiliriz.
Mesela:
Arkadaşınız size amirinin kendisine yok yere kızdığını anlatıyor.
“Çok mu üzüldün” – “ Her zaman mı böyle yapar?” – O gün canı başka bir şeye sıkılmış olabilir mi?” gibi sorular sorabilirsiniz.
Ya da kızınız öğretmeninin kendisini tahtaya kaldırdığını, heyecandan bildiklerini unuttuğunu, kötü cevaplar verdiğini ve bütün sınıfın kendisiyle alay ettiğini anlatıyor.
“ Anlaşılan çok heyecanlanmışsın” – “Bütün sınıfın önünde konuşmak pek kolay olmasa gerek” – “Alay mı ettiler?” gibi kısa cümlelerden yararlanabilirsiniz.
Kısa sorular ve anlatılanları kendi kelimelerinizle tekrarlamanız, dikkatinizi söylenenlere vermenizi sağlar. Aynı zamanda karşınızda ki insana “Ben seni dinliyorum, sana değer veriyorum ve seni anlamaya çalışıyorum” mesajını verir.
Can kulağıyla dinlemek için kendimizi konuşanın yerine koymalı, empati göstermeliyiz. Bunun için konuştuğumuz kişinin görüşlerini paylaşmamız veya söylediklerini mutlaka doğru bulmamız gerekmez. Empatili dinlemek sadece konuşan kişiyi olduğu gibi kabul etmek ve dinlerken kendimize şunu sormaktır: “Onun yerinde ben olsaydım ne düşünürdüm, ne yapardım?” ya da “ Öfkesinin ardında acaba ne olabilir?” gibi.
Can kulağıyla dinlemek için karşımızdakini peşinen yargılamamalı, açık olmalıyız.
Örneğin Semiha Hanım çevrede kendini beğenmiş birisi olarak tanınıyor olabilir. Ama o gün bize karnıyarığı nasıl pişirdiğini anlatıyor. Belki de bizim bilmediğimiz bir şekilde pişiriyor olabilir. Ya da o gün bize firmasının yeni ürününü nasıl pazarladığını anlatıyor. Belki de bizim aklımıza hiç gelmemiş bir sunuş tarzı söz konusu olabilir. Anlattıklarından pekâlâ yararlanabiliriz.
Can kulağıyla dinlemek için kulaklarımızın yanı sıra gözlerimizi de kullanmalıyız.
Eşiniz o akşam içeriye asık bir yüzle girmiştir. “ Nasılsın?” sorunuza, kısaca, “iyiyim” diye cevap vermiştir. Eğer yüzüne dikkatle bakmaz, ellerini sinirli bir şekilde oynattığını fark etmezseniz, “Ben de” der içeri gidersiniz.
Ya da bir arkadaşınız size kızmıştır; sakin sakin konuşuyordur ama gözlerinden sanki alevler fışkırıyordur. Dikkat etmez, “Bugün canın bir şeye mi sıkıldı?” demezseniz, sizin kendisine ilgi göstermediğiniz sonunca varabilir.
Dinlerken:
Konuşan kişinin gözlerine bakın
Konuşan kişiye doğru biraz eğilin
Başınızı sallayarak veya anlattıklarını kendi kelimelerinizle tekrar ederek konuşanı cesaretlendirin
Sorular sorarak konuya açıklık kazandırın
Biri bir şey anlatırken başka bir şeyle meşgul olmayı, başka şeyler düşünmemeye çalışın
Çok kızdığınız ya da şaşkınlığa uğradığınız durumlarda bile önce gerçekte ne söylediğini anlamaya çalışın.
Bütün bunlara dikkat ettiğimizde aslında dinlemenin, insanlarla etkin iletişim kurmanın hiçte zor olmadığını, aksine insanın ruhunu yücelten, keyif veren bir eylem olduğunu keşfetmiş olacağız.
HİLAL GÖKÇE